Anasayfa / Kişisel Gelişim / Sanat, Spor ve Dostluk

Sanat, Spor ve Dostluk

Sanat, Spor ve Dostluk

İnsanın sanatçı dostları  olmalı. Bu nasıl bir mutluluk anlatamam. İnsanın sporcu dostları olmalı. Bu da ayrı bir mutluluk. Bakmayın anlatamam dediğime. Kesinlikle anlatabilirim. Sanatçı dostlar ve yakınlar insanın ruhunu besler. Resimleriyle, müzikleriyle, danslarıyla…….. kalplerinden gelen sevgi sizin ona duyduğunuz sevgiyle birleşince yaratıcılığınız artar. Yazmak istersiniz. Çizmek istersiniz. Kaleminiz bir anda harekete geçer. Yüreğinizden taşanlar kağıtlara, dökülür, maddeye dönüşür. Sporcu dostlar ise daha farklıdır. Onlar size enerji verir. Güç verir. Azim verir. Koşmak istersiniz. Odalara sığmaz, coşmak istersiniz. Onların size verdiği sevgi ile sağlık dolu bir yüreğiniz olur. Koşarken başkalarına da yardımınız dokunmaya başlar. Gün gelir iyilik peşinde koşmaya başlarsınız. İnsan olursunuz.

Bugün Konya’da doğduğuma yine bin şükür ettim. Mevlana ile aynı şehirde olmak ne büyük bir gurur. Dünyaya sevgi ve hoşgörüyü yayan büyük insan onu öyle güzel duygularla seviyorum ki. Her karşıma çıkan dizesinde yüreğim unufak oluyor. Gitmek istiyorum memleketime, bir ziyaret, bir arınma ihtiyacı duyuyorum. Aslında bana Mevlana’yı hatırlatan bugün ofisime getirdiğim  yağlı boya mevlana resimleri değil. Okuduğum bir yazı Şamanizmle ilgili. Öğretiler hangi zamanda hangi mekanda olsursa olsun bizim ruhumuzda bir aydınlanma yaratıyorsa hep aynı fikirden üremiştir diye düşünüyorum. İyi insan olma fikrinden. Okuyunca bana hak vereceksiniz. Burnumda kahve kokusu, ağzımda kahfe tadı, karşımda arkadaşımın hediyesi sanat eserleri…  İnsan başka ne ister? Şükürler olsun Yaradana.

“Bir Şaman öğretisi şöyle der…

Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.. Nehirler kendi suyunu içemez… Ağaçlar kendi meyvelerini yiyemez.. Güneş kendisi için ısıtmaz… Ay kendisi için parlamaz.. Çiçekler kendileri için kokmaz.. Toprak kendisi için doğurmaz.. Rüzgar kendisi için esmez.. Bulutlar kendi yağmurlarından ıslanmaz.. Doğanın anayasasında ilk madde şudur.. Her şey birbiri için yaşar.. Birbiri için yaşamak, doğanın kanunudur.. Eski çağlardan süre gelen bir anlayıştı bu.. Bütünlüğü anlatırdı..Özü iki cümleydi. “Ben biz olduğumuz zaman Ben olurum.” Ben, ben olduğum için sen, sensin…”

Bu dizeler Burcu Erdtan’ın paylaşımından alındı. @Burcu Ertan şu son iki cümle varya beni bitirdi tek kelimeyle.

“Bir an için su olduğunu düşün. Su denli özel, su denli yararlı ve su denli çok, tükenmez. İnıyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın. Unutma daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün bir parçası olursun yalnızca!…Suyun yanında olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü “Su nasılsa burada, gerek yok ki suyu kana kana içmeye”diye düşünürler. Tıpkı, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye dek.

Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi; suyun durgun yerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin gereksinimlerini giderdiler. Onlar için en uygun olan kendi istedikleri zamandı. Sen hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi vazgeçilmez…Ve su gibi yaşam kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol. Su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil…Suysan tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme, sana “felaket” denmesin! Suysan bir bardağa sığabil ki damarlara girebilsin!

Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi gerekli ve su gibi bitmez tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, u gibi de “kıyametler” koparıcı olabileceğini de unutna. Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, yaşam verirsin çevrene. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun seller,afetler gibi.Tercih elindeydi hep ve hep “senin” ellerinde olacak.. Ya tutmayı öğreneceksin dilini ya da hiç durmadan konuştuğun için, yalnızca bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken şu değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını.”

 

Allah anlayanlarla karşılaştırsın hepimizi. Bugünün Mevlana öğretisi olarak bize bu geldi. Umarım anlamışsınızdır. Ben anlayacağımı anladım. Darısı size.

Hakkında DOÇ. DR. REYHAN ERDOĞAN

DOÇ. DR. REYHAN ERDOĞAN
Antalya gibi güzel bir kentte yaşamanın ve Akdeniz Üniversitesi’nde üniversitelilerle birlikte olmanın keyfine varan bir öğretim elemanıyım. Yaz adındaki sanatçı ruhlu güzel bir kızın annesiyim. Öğrenmenin ve öğretmenin kutsallığına inanarak dijital bir ortamda, bilim, planlama tasarım ve peyzaj mimarlığı konularında bildiklerimi ve bazen de hissettiklerimi okuyanlarla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Yazdıklarım hakkındaki her türlü görüş, katkı ve önerilerinizi bekliyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Antalya Tabela