OKUMA

 

Pazar günü ağabeyimle televizyonda haberlerde Türkiye’nin içinde bulunduğu üzücü olayları dinlerken aldığımız bir haber her ikimizi de derinden sarstı. “AB ülkelerinde yüzde 21 olan kitap okuma oranı, Türkiye’de sadece yüzde 0.01.”

“Mehmet Abim” bizim evde çocukluğumuzda her türlü dergi aboneliği,  ansiklopediler, kitaplar, kasetler ve plakları düzenli olarak alan kişi idi. Ben de Abim ne alırsa onu okur, onu dinler onlarla beslenirdim. Tabi ki abim yalnız değildi bana katkısı olanlarda. Akseki’ye gittiğimizde Edebiyat öğretmeni olan dayımın gelini İzmirli güzel Berrin Ablam da yazarlar ve hikayeler konusunda kuzenimle bana çok yardımcı bilgiler vermiş, oyun tadında eğitimlerle bize okumayı yazmayı sevdirmiştir.

Abimle o gün o haberden sonra senkronize bir şekilde hemen kendimizin o “on binde birlik” kesimde olup olmadığımızı sorguladık. Abim kendine yeni bir okuma programı yapmak istiyordu. Daha fazla okumaya zaman ayırmak, daha seçici olmaktan bahsediyordu. Ben se okuduklarımın niteliğini düşünmeye başlamıştım kafamda. Bugün de Hermann Hesse’nin “Öldürmeyeceksin” adlı kitabındaki “Okuma Üstüne” yazdıkları benim için çok anlamlı oldu. Tabi hemen sizlerin de okumasını istedim. Aslında öncesinde bir sürü güzel konu, bir sürü anlamlı söz vardı yazmak istediğim bu kitaptan. Ama Okuma benim en hassas konum. Anlamışsınızdır.

Neden okuduğumu  henüz anlayamadım. Acaba okurken hayattan mı kaçıyorum? Acaba okurken yazarın kahramanı ile kendimi özdeşleştirmek hoşuma mı gidiyor? Acaba okumak bir çeşit tembellik fırsatı mı benim için? Tembelliğimin kılıfı mı yoksa? Okumak benim için kültürlü olma yolunda atılan adımlar mı? Bildiğim bir şey var ki okumak benim için boş zaman değerlendirme aktivitesi kesinlikle değil. Hermann Hesse’ye dönelim Okumak üstüne ne demiş?

“Yaşam kısadır, öbür dünyada hiç kimseye burada devirdiği kitapların sayısı sorulmayacaktır. Bu yüzden, değersiz okumalarla vakit öldürmek akıllıca olmadığı gibi, zararlı bir davranıştır. Bunları söylerken asla kötü kitapları düşünüyor değilim; özellikle vurgulamak istediğim şey, okumanın kalitesidir. Hayatta attığımız her adım, aldığımız her nefes gibi okumalarımızdan da bir şeyler beklemeliyiz; okumaya bir güç harcıyorsak, karşılığında daha zengin bir güce kavuşmak için bunu yapmalı daha bir bilinçlenmiş olarak yeniden bulabilmek için kendimizi okumalarda yitirmeliyiz. Okuduğumuz her kitap bizim için bir kıvanç, bir teselli, bir güç ya da huzur kaynağı oluşturmuyorsa, edebiyat tarihini bilmenin bir değeri yoktur. Düşünmelere yer vermeyen dalgın okumalar, güzelim bir kırda gözler bağlı olarak yapılan gezintilere benzer. Kendimizi ve günlük yaşamımızı unutmak amacına da yönelik olmamalıdır okumamız, tersine daha bir bilinçlilik ve olgunlukla yaşamımıza sımsıkı sarılabilmek için okumalıyız. Korkak öğrencilerin soğuk öğretmenlere yaklaşması ya da haylaz kişilerin içki şişesine el atması gibi değil, Alpler’e tırmanan dağcılar, düşman cephaneliğine giren savaşçılar gibi, kaçaklar ve yaşamaya isteksiz kişiler değil, iyi niyetli kimselerin dostlarına ve yardımcılarına koşması gibi yaklaşmalıyız kitaplara. Böyle olmuş ya da olacak olsa, şimdi okunan kitapların onda birinden pek fazlası okunmaz, bizleri de böyle bir durum şimdikinden on kat daha fazla sevindirir ve zenginleştirirdi. “

Ülkemizde okuma durumu oldukça vahim. Biraz araştırma yaptım, tüylerim ürperdi bulduklarımdan. DESAM (Demokrat Eğitimciler Sendikası Araştırma Merkezi) tarafından hazırlanan Ar-Ge raporuna göre, Türk halkı günde 6 saatini televizyona, 3 saatini ise internete ayırırken, kitap okumaya yılda ancak 6 saat vakit ayırıyor. Rapora göre Türk halkı olarak kitap okunmuyor. DESAM raporunda atıfta bulunulan UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu) dünyadaki okuma alışkanlıkları raporuna göre Türkiye, kitap okuma oranında dünya ülkeleri arasında 86’ncı sırada; Gambiya, Fildişi Cumhuriyeti gibi Afrika ülkeleriyle birlikte yer alıyor. Türkiye’de kitap okuyan on binde bir kişinin okuduğu; yani en çok okunan kitaplar ise genelde; Fıkra kitapları, Namaz hocası ve Dua kitapları ile aşk kitapları.

Merak ediyorum doğrusu, siz neler okuyorsunuz?

Hakkında DOÇ. DR. REYHAN ERDOĞAN

DOÇ. DR. REYHAN ERDOĞAN
Antalya gibi güzel bir kentte yaşamanın ve Akdeniz Üniversitesi’nde üniversitelilerle birlikte olmanın keyfine varan bir öğretim elemanıyım. Yaz adındaki sanatçı ruhlu güzel bir kızın annesiyim. Öğrenmenin ve öğretmenin kutsallığına inanarak dijital bir ortamda, bilim, planlama tasarım ve peyzaj mimarlığı konularında bildiklerimi ve bazen de hissettiklerimi okuyanlarla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Yazdıklarım hakkındaki her türlü görüş, katkı ve önerilerinizi bekliyorum.

3 yorum

  1. SEMA MELİKE KILIÇ

    Sevgili Reyhan Hocam,
    Her yazınızla sanki okuldan hiç mezun olmamışım gibi hissediyor ve okudukça da sizinle sohbet ediyor gibi hissetmekteyim. Eğitim-öğretim hayatımız boyunca samimi ve güzel görüşlerinizi sınıfta bize aktarmaya çalışırken şimdi daha birçok kişiye ulaşıyor olmanız da naçizane bir öğrenciniz olarak beni çok sevindiriyor.
    Kaleminize sağlık hocam.
    Okuduğunu anlayıp uygulayacak nice eğitimli bireylere…

    • Doç.Dr.Reyhan ERDOĞAN
      Doç.Dr.Reyhan ERDOĞAN

      Canım çok tatlısın. O bizim dünyaya bakışımızın benzerliğinden kaynaklanıyor. Peyzaj mimarı eğitimi almak dünyaya sevgi ile bakmak demek. Sen de sevgi dolu bir peyzaj mimarı olarak bizim gurur kaynağımızsın. Başarılar diliyorum.

    • Doç.Dr.Reyhan ERDOĞAN
      Doç.Dr.Reyhan ERDOĞAN

      Çok teşekkür ederim. Çevresine ve camiasına duyarlı nir insan olarak ben de seni tebrik ediyorum. Paylaşımlarını takdirle takipteyim.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*

Antalya Tabela