Son Haberler
Anasayfa / Kişisel Gelişim / Kur’an-ı Anlamak

Kur’an-ı Anlamak

Algı nasıl bir şey? Tesadüflerin algı ile bir ilgisi var mıdır? Kendimi sıkıp biraz kafa yorsam neler bunlurum acaba? Ama hiç yapamıyorum böyle şeyleri. Kaçak oynuyorum. Ama algı mı, tesadüf mü bilmiyorum yaşadıklarımı paylaşmak için can atıyorum.

Londra’dan yeni geldim sayılmaz, bir haftayı geçti. Ama nasıl etkilendiysem kentten, hergün başaka bir şekilde karşıma çıkıyor kentin etkisi. En çok etkilendiğim şeylerden birisi müzelerdi. Ne çok müze var Londra’da. Hem de nasıl kalabalık içerisi. İnsan seli. Her milletten insan var. Güç burada işte. Medeniyet burada saklı. Tüm Dünya’nın dikkati böyle çekiliyor demek ki. Sorgusuz sualsiz geliyor insanlar sana.

Medeni kent tabi. Okullar, kütüphaneler, müzeler, galeriler…… İki gündür haberlerde duyuyorum. Hz. Muhammed’in zamanından kalma el yazması  bir Kur’anı Kerim İngiltere’de Birmingham Üniversitesi’nde, Ortadoğu kitap ve belgeleri arasında bir doktora öğrencisinin araştırması sırasında tesadüfen bulunmuş. Tarihi el yazmaları kütüphanede fark edilmeden yaklaşık bir asır boyunca beklemiş. Oxford Üniversite’inde karbon testine tabi tutulan el yazmalarının keçi derisinden yazıldığı anlaşılmış. Test sonucunda el yazmalarının en az 1370 yıllık olduğu da belirlenmiş (http://tr.euronews.com/2015/07/22/1370-yillik-el-yazmasi-kur-an-bulundu/).

Ve ben Konya’da ablamın başucu kitabına el koydum. Cemalnur Sargut Hanımefendi’nin “Kur’an ile Var Olmak”. İlk sayfalardayım daha. Ama o ilk sayfalarda yazıyor: “Kur’an’ın en önemli özelliğinin başında hiç değiştirilmemiş olması geliyor”.

Karbon yöntemiyle anlayabiliyorlar O el yazması Kur’an’ın ne zamandan kaldığını. Hiç değişmeden nasıl geldiği ile ilgili bir kesin kanıt daha. Acaba bu Allah’ın hikmeti mi insanlara Kur’anı-ı yeniden hatırlatmak için. Sadece okumak değil uygulamak için bir işaret mi? Belki de benim için de bir işaret, bir uyarıdır bu. Ramazanda edindiğim bir alışkanlık var. Telefonuma istediğim sureleri indirip Arapça ve Türkçe okumak, sonrada anlamaya çalışmak. Öyle kolay değil. Henüz algım açılmadı. Öylesine okuyorum sanki. Henüz kalbimle değil. Allah izin verince o da olacak biliyorum. Zamanını bekliyorum.

Ama Kur’an Arapça’dır diyor Cemalnur Hanım. “Arapçası değişmemiştir. Arapça konuşan ülkeler Kur’an’ı anlasalar, hepsinin evliya olması lazım gelirdi” diyor. “Demek ki anlaşılan o çok basit kısmın arkasında çok derin bir Kur’an-ı Kerim de var. Çünkü biz deriniz, Allah bizi derin yaratmış. Onun için Kur’an-ı, her an yeni bir manasıyla idrakimizin artması için çok sık ve her halükarda okumak lazım.” diyor. Öyle güzel anlatıyor ki. Gerçekten boynuna sarılıp, içime sokasım geliyor bu hanımı. Nasıl bir insan, nasıl bir dili var? Çok güzel anlatıyor. İnsana Müslüman olmayı böylesine sevdiren başkalarıyla da tanışmak nasip etsin Allah. Lütfen okuyun Cemalnur Hanımı. Tabi ki de Kur’anı  Kerim’i. Ama anlayarak  tabi ki.

Hazreti Mevlana’ya sormuşlar Kur’an-ı nasıl anlayabiliriz diye. Şöyle cevap vermiş;” Kur’an gelin gibidir, yüz görümlüğü vermeyene yüzünü açmaz.” Cemalnur hanım yüz görümlüğü olarak nefsin hırslarını, nefretlerini, kinlerini ve kibirlerini tanımlamış. Onlar verilmezse Kur’an iç manasını açmıyormuş.

Antalya’nın sıcağından mıdır bilinmez ne yapsanız olmuyor bu zamanlarda. Herşey sıradan ve ruhsuz. Karın tokluğuna, günü kurtarmaya çalıştığım bir süreçteyiz. Hiç bir yere ait olamıyorsun. Hiç bir şeye konsantre olamıyorsun. Herkes tatilde iken sen, zoraki çalışmaya çalışıyorsun. Herşeyin ucundan azıcık. Ama yetersiz. Bir atalet ki sormayın. Nerede şimdiyi yaşamak? Nerede anın tadını çıkarmak? Her şey boş ve anlamsız geliyor. Bir de başkalarının yüreği yanarken. Bizim içimiz nasıl iyi olsun?

Bu yüzden birazcık maneviyata dönmek, birazcık ruhu beslemek, birazcık boş boş oturmak belki de iyi gelecek. Yani birazcık mola istiyorum kendimden. Ve tabiki bunu bana yazdıran sorumluluk duygumdan. Bir çeşit günah çıkarma. Bir çeşit özür. Yani tembelim bu günlerde. Olumsuz etkilediğim herkesten ve her şeyden özür dilerim.

Bu yazıyı okuduğunuza değsin diye çok yararlı olduğunu düşündüğüm bir şey eklemek istiyorum. 1994 yılında basılmış Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk’e ait bir küçük kırmızı kaplı kitabım var çekmecemde duran. Adı:”Kur’an’ın Öğrettiği Dualar”.  Bu kitapta öyle güzel bir tanımlama var ki dua ile ilgili sizinle paylaşmak istiyorum.

“İnsanın, Yaratıcı ile ilişkisi, ibadet vasıtasıyla oluyor. İbadetin özü, daha açık bir deyimle bütün ibadetlerin hedefi, duadır. Mevlana’nın eşsiz deyişiyle, ilim izi takip eder, din kokuyu alır. Cenab’I Hak somut bir “şey” değildir ki, O’nun niteliklerini tespit ederek “bilimsel” bir zevk alıp yetinelim. Bunula beraber O, varlık ve insanla yüz yüze, iç içe, kucak kucağadır. “Biz, insana şah damarından daha yakınız”(Kaf, 16) diyen O’dur. “Aralarında fısıldaşan üç kişinin dördüncüsü, beş kişinin altıncısı O’dur”. (Mücadele, 7).

Buradan ne çıkarabiliriz. Allah biliyor ne hissettiklerimi. Allah’tan diliyorum ki üstümüzdeki atalet, kötü duygular, insanlığa yapılan saldırılar, terör ne kadar kötülük varsa  bizden ve insanlıktan uzak tutsun. Allah’ım, artık toplumumuza ve insanlığa barış ve huzur gelsin.  Bütün dualarım sizinle. İçiniz ferah olsun.

Hakkında PROF. DR. REYHAN ERDOĞAN

PROF. DR. REYHAN ERDOĞAN
Antalya gibi güzel bir kentte yaşamanın ve Akdeniz Üniversitesi’nde üniversitelilerle birlikte olmanın keyfine varan bir öğretim elemanıyım. Yaz adındaki sanatçı ruhlu güzel bir kızın annesiyim. Öğrenmenin ve öğretmenin kutsallığına inanarak dijital bir ortamda, bilim, planlama tasarım ve peyzaj mimarlığı konularında bildiklerimi ve bazen de hissettiklerimi okuyanlarla paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Yazdıklarım hakkındaki her türlü görüş, katkı ve önerilerinizi bekliyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*